Ana Sayfa Gündem Teknoloji Kültür Ekonomi Tarih Yaşam Sağlık

Güç Bir İnsanı Ne Kadar Çirkinleştirebilir?

Epstein dosyası bir magazin haberi değil, 'Gözleri Tamamen Kapalı' bir kabusun ifşasıdır. Gücün, paranın ve dokunulmazlığın yarattığı o karanlık perde, ilk kez bu kadar net yırtıldı.

Güç Bir İnsanı Ne Kadar Çirkinleştirebilir?

Stanley Kubrick, ölmeden hemen önce çektiği son filmi Eyes Wide Shut’ta (Gözleri Tamamen Kapalı) bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Maskeli balolar, paranın satın aldığı sessizlikler ve elitlerin perde arkasındaki o karanlık ritüelleri... Çoğumuz filmi izlerken "Bunlar sadece bir yönetmenin fantezisi" demiştik.

Ancak son günlerde açılan Jeffrey Epstein dosyaları gösterdi ki; Kubrick az bile anlatmış.

Gündem, isimlerle çalkalanıyor. Prensler, başkanlar, bilim insanları ve Hollywood yıldızları... Ancak biz "Kült Yazı"da isimlerin ötesine, bu olayın sosyolojik ve psikolojik röntgenine bakacağız. Çünkü bu vaka, sadece bir adamın sapkınlığı değil; küresel bir "cezasızlık kültürünün" ifşasıdır.

Komplo Teorisinden Gerçeğe

Yıllarca "komplo teorisi" denilerek kenara itilen fısıltıların, mahkeme tutanaklarında buz gibi gerçeklere dönüşmesini izliyoruz. Bu, toplumda devasa bir "Büyük Hayal Kırıklığı" yaratıyor.

Eskiden "yukarıdakilerin" (zenginlerin, ünlülerin, politikacıların) bizden daha zeki, daha donanımlı veya en azından belirli bir ahlaki standarda sahip olduğuna dair saf bir inancımız vardı. Epstein dosyası, bu illüzyonu paramparça etti. Gördük ki, o "ulaşılmaz" hayatların arkasında, en ilkel ve en karanlık dürtüler yatıyormuş.

Platon'un meşhur Gigis'in Yüzüğü hikayesini hatırlayın. Efsaneye göre, insanı görünmez kılan bir yüzük vardır. Platon sorar: "Eğer görünmez olsaydınız ve cezalandırılmayacağınızı bilseydiniz, ahlaklı kalmaya devam eder miydiniz?"

Epstein'in adası, o yüzüğün takıldığı yerdi. Milyar dolarların sağladığı o "görünmezlik zırhı", insanlığın en karanlık yüzünü ortaya çıkardı.

Neden Gözümüzü Alamıyoruz?

Peki, neden midemiz bulanmasına rağmen bu dosyaları okumaktan kendimizi alamıyoruz? Bu sadece morbid bir merak mı?

Hayır. Bu, "Haklı Çıkma Arzusu".

Sıradan insanlar olarak, kurallara uymak zorundayız. Vergimizi öderiz, kırmızı ışıkta dururuz, işe geç kalmaktan korkarız. Ama içten içe, "bazılarının" bu kurallardan muaf olduğunu hissederdik. Bu dosya, o hissin kanıtı oldu. Dünyanın en güçlü insanlarının, en savunmasız çocuklara karşı işledikleri suçların yıllarca örtbas edilebildiğini görmek, adalet duygumuzu temelden sarstı.

Sessizlik Sarmalı ve Suç Ortaklığı

Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı kitabında kötülüğün canavarlar tarafından değil, itaat eden sıradan bürokratlar tarafından işlendiğini söyler. Epstein olayında ise "Kötülüğün Lükslüğü"nü görüyoruz.

O uçağa binenler, o adaya gidenler, o partilerde gülümseyenler... Belki hepsi doğrudan suç işlemedi ama hepsi "gördü" ve "sustu". İşte modern dünyanın en büyük hastalığı bu: Konforunu bozmamak için kötülüğe göz yummak.

Jeffrey'in Ölümü Bir Tesadüfler Zinciri mi?

Ve elbette, hikayenin en karanlık, en "senaryo gibi" duran kısmına geliyoruz: Jeffrey Epstein’in ölümü.

Hatırlayın; dünyanın en önemli, en çok şey bilen ve en yüksek profilli mahkumu, Manhattan’ın göbeğindeki yüksek güvenlikli bir hapishanede "intihar" etti.

Ama ne hikmetse, o gece yaşananlar bir Hollywood filminin en klişe sahnelerini aratmıyordu:

  • Hücre arkadaşı tam o gün başka yere nakledildi.
  • Onu her 30 dakikada bir kontrol etmesi gereken gardiyanlar uyuyakaldı (veya "işleri vardı").
  • Ve en önemlisi; o koridoru gören kameralar, tam da o saatlerde "arızalandı".

Buna "ihmal" demek, zekamıza hakaret etmektir. Epstein’in ölümü ister intihar olsun ister cinayet tek bir şeye hizmet etti: Sessizliğe.

Eski bir korsan deyişi vardır: "Ölüler konuşamaz." (Dead men tell no tales). Epstein, konuşursa yer yerinden oynayacak isimlerin sırlarını da yanında götürdü. Onun ölümü, sistemin bir "hata"sı değil, sistemin kendini koruma refleksiydi. O gece o hücrede sadece bir adam ölmedi; adaletin "herkese eşit olduğu" inancı da o gece o iple birlikte asıldı.

Perde Yırtıldı

Bu dosyalardan adalet çıkar mı? Hukuk sisteminin güce karşı ne kadar işleyebileceğini zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir şey var: Büyü bozuldu.

Artık televizyonda gördüğümüz o "hayırsever" milyarderlere, o "vizyoner" liderlere veya o "kusursuz" ünlülere aynı gözle bakamayacağız. Perde bir kez yırtıldı ve arkadaki karanlığı gördük.

Belki de Kubrick haklıydı. Bazı kapıların ardında, gözlerimizin tamamen kapalı olmasını istiyorlardı. Ama artık çok geç. Gözlerimiz açıldı.

Ücretsiz Bülten

Kült Yazı

En yeni yazıları, önerileri ve güncellemeleri doğrudan e-posta kutuna al. Haftada bir, kısa ve öz.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.

Bağlantı başarıyla kopyalandı