Başucunuzdaki komodinin üzerine bir bakın. Orada duran, hafifçe tozlanmış, belki de kapağı hiç açılmamış o üç-dört kitabı görüyor musunuz? Ya da kitaplığınızın raflarında "bir gün mutlaka okuyacağım" diyerek aldığınız ama yıllardır size sitemle bakan o klasikleri?
Eğer bu manzara size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Hatta sizi tebrik ederim; siz kadim bir sanatın, "Tsundoku"nun istemeden de olsa bir uygulayıcısısınız.
Çoğumuz, okuyabileceğimizden daha fazla kitap satın alma eğilimindeyiz. Genellikle buna bir tür "tüketim çılgınlığı" veya "disiplinsizlik" gözüyle bakıp kendimizi hırpalıyoruz. "Bunu almayacağım, evde okunmayı bekleyen 50 tane kitap var!" cümlesi, her kitapçıda yankılanan o iç sesin ta kendisidir.
Ancak Japonlar, bu duruma bir hastalık değil, bir yaşam biçimi olarak bakıyor. "Tsundoku" kelimesi, "istiflemek" (tsunde-oku) ve "okumak" (doku-sho) kelimelerinin zarif bir birleşiminden doğmuş. Bu, kitapları sadece dekorasyon olsun diye almak değil; onlarla bir arada yaşamaktan keyif almak, o potansiyel bilgiyle çevrelenmek demektir.
Peki, okunmamış bir kitap neden değerlidir?
Umberto Eco ve "Anti-Kütüphane"
Bu konuda suçluluk duymayı bırakıp, işin felsefesine, ünlü yazar ve düşünür Umberto Eco'nun evine gidelim. Eco'nun 30.000'den fazla kitabı olduğu söylenir. Evine gelen misafirler genellikle o klasik ve sığ soruyu sorarmış: "Vay canına, hepsini okudunuz mu?"
Eco'nun cevabı ise bir hayat dersi niteliğindedir. O, kütüphanesini okuduklarıyla övünmek için değil, okumadıklarıyla haddini bilmek için tutardı.
Nassim Nicholas Taleb, Siyah Kuğu kitabında bu durumu "Anti-Kütüphane" kavramıyla açıklar. Okunmuş kitaplar, zaten bildiğiniz şeylerdir; onlar sizin zafer ganimetlerinizdir. Ancak okunmamış kitaplar, henüz bilmediğiniz her şeyi temsil eder. Onlar size sürekli olarak "Daha öğrenecek çok şeyin var, cahilliğini unutma" diye fısıldar.
İşte o rafta duran ve henüz kapağını açmadığınız Dostoyevski, bir tembellik sembolü değildir; o bir araştırma aracıdır. Bir gün ihtiyacınız olduğunda orada olacağını bilmenin verdiği güvendir.
Gelecekteki Benliğimize Yatırım
Bir kitap satın aldığımızda, aslında sadece kağıt ve mürekkep satın almayız. O kitabı okumaya vakit bulabilen "gelecekteki versiyonumuzu" satın alırız.
O kalın tarih kitabını alırken, "Bir gün işten, güçten ve Netflix'ten başını kaldırıp bunu okuyacak kadar dingin bir zihne sahip olacağım" hayalini kurarız. Bu, iflah olmaz bir iyimserliktir. Tsundoku, insanın kendisine verdiği en güzel sözdür aslında. O yığınlar, olmak istediğimiz kişinin yapı taşlarıdır.
Ayrıca, okunmamış kitapların yaydığı o sessiz enerjiye de haksızlık etmeyelim. Bir odada, henüz keşfedilmemiş dünyaların, çözülmemiş gizemlerin ve duyulmamış fikirlerin fiziksel varlığıyla oturmak, insana garip bir huzur verir. Kitaplar, aptallığa ve yüzeyselliğe karşı örülmüş en iyi yalıtım malzemesidir.
Yığını Sevin
Bu yüzden, bir dahaki sefere kendinizi bir kitapçıda, elinizde asla okumayacağınızı içten içe bildiğiniz o kitabı tutarken bulursanız, kendinize kızmayın. Onu alın ve o kutsal yığının en tepesine koyun.
Çünkü Japonların dediği gibi; kitapların okunmak kadar, sadece "orada olmak" gibi bir görevleri de vardır. Bırakın eviniz, henüz keşfedilmemiş okyanuslarla dolsun.
Yorumlar
0Yorum yapmak ve alkış bırakmak için giriş yapmalısın.
Giriş YapHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.