Evinizin bir köşesinde, yıllar önce gittiğiniz bir konserden kalan eski bir bilet, kurumuş bir gül yaprağı veya artık görüşmediğiniz birinden kalan eski bir çakmak duruyor mu? Onları atmaya kıyamıyor musunuz?
Eğer cevabınız evet ise, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nde anlatmak istediği o derin sızıyı çoktan biliyorsunuz demektir.
Çoğu okur, bu romanı Kemal’in Füsun’a duyduğu saplantılı ve biraz da rahatsız edici aşkın hikayesi olarak okur. Ancak satır aralarına, o 4213 adet sigara izmaritine ve toplanan binlerce eşyaya dikkatli baktığınızda, Pamuk’un çok daha temel bir insanlık durumuyla uğraştığını görürsünüz: Zamanı yenme arzusu.
Nesnelerin Tesellisi
Kemal, Füsun’u her kaybettiğinde, ona ait bir eşyayı çalar. Bir toka, bir tuzluk, içtiği sigaranın izmariti... İlk bakışta bu bir "fetişizm" veya "kleptomani" gibi görünür. Ancak Pamuk burada bize Aristo’dan beri tartışılan bir felsefeyi, "Eşyaların Tesellisi"ni anlatır.
İnsan hafızası kusurludur. En mutlu anlarımız bile zamanla silinir, flulaşır. Kemal, o anların silinmesine dayanamaz. Füsun’un dokunduğu tuzluk, sadece bir tuzluk değildir; o tuzluk, Füsun’un orada olduğu, Kemal’in mutlu olduğu "o anın" fiziksel kanıtıdır.
Pamuk bize der ki: "Eşyalar, hatıraları bizim yerimize saklayan sadık bekçilerdir." Kemal, müzeyi kurarak aşkını değil, o aşkın yaşandığı "zamanı" dondurmak istemiştir.
Zaman ve "An" Arasındaki Fark
Romanda Orhan Pamuk, zamanı ikiye ayırır: Zaman (akıp giden, Aristo'nun ölçtüğü fiziksel süre) ve An (içinde mutluluğun asılı kaldığı o tekil nokta).
Mutluyken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Ancak mutsuzken zaman bir işkence aleti gibi uzar. Kemal, Füsun’suz geçen o acı verici "Zaman"a katlanabilmek için, Füsun’lu "An"ları sakladığı eşyalara tutunur.
Müze, aslında zamanın akışına karşı bir başkaldırıdır. O vitrinlere baktığınızda, 1970’ler İstanbul’unun, Nişantaşı sosyetesinin ve Çukurcuma yoksulluğunun donmuş bir karesini görürsünüz. Ama en çok da, "geçmişin aslında geçmediğini" hissedersiniz.
Neden "Masumiyet"?
Peki, bu kadar takıntılı, evli bir adamın kuzeniyle yaşadığı yasak ilişkiyi anlatan bir müze neden "Masumiyet" adını taşır?
Çünkü Pamuk’a göre, hatıralarını saklayan herkes, o hatıraların içinde çocuksu bir masumiyetle kalır. Kemal, hayatını heba etmiş gibi görünse de, tutkusuna sahip çıktığı için, modern dünyanın o "unut ve devam et" kuralına uymadığı için masumdur.
Romanın o sarsıcı son cümlesi, aslında tüm bu koleksiyonun özetidir: "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Bu bir zafer çığlığıdır. Kaybedilmiş bir aşkın değil, kazanılmış bir hafızanın zaferi. Belki de hepimizin yapmaya çalıştığı şey budur: Hayatımızın vitrinine koyacak güzel anlar biriktirmek.
O yüzden, o eski konser biletini atmayın. O sadece bir kağıt parçası değil; bir zamanlar mutlu olduğunuzun kanıtı.
Yorumlar
0Yorum yapmak ve alkış bırakmak için giriş yapmalısın.
Giriş YapHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.