Geçenlerde, masamda duran o çok sevdiğim, kapağı gece mavisi renkteki deftere bakarken aklıma garip bir soru düştü. Başımı kaldırıp pencereden dışarı baktım. Gökyüzü masmaviydi. Bilgisayarımın ekranındaki okyanus manzaralı duvar kağıdı da öyle.
İlk bakışta mavi, dünyayı domine eden bir renk gibi görünüyor, değil mi? Sonuçta burası "Mavi Gezegen". Ama size bir sır vereyim: Aslında mavi diye bir şey (neredeyse) yok.
Şu an etrafınıza bakın. Odanızda, sokağınızda veya bahçenizde... Doğal, insan eli değmemiş, boyanmamış bir "mavi" bulmaya çalışın. Gökyüzünü ve denizi saymıyorum (onların hilesine birazdan geleceğim). Elinizde ne kaldı? Belki bir çiçek? Ya da çok şanslıysanız bir kuş tüyü?
Bu konuyu araştırmaya başladığımda, kendimi bir renk dedektifi gibi hissettim. Biyoloji notları ve sanat tarihi anekdotları arasında kaybolurken fark ettiğim gerçek beni şoka uğrattı: Mavi, doğanın en büyük illüzyonu, en sofistike göz boyamasıydı.
Kimya Değil, Fizik: "Yapısal Renk"
Doğadaki renklerin çoğu pigmentlerden gelir. Bir flamingo yediği karidesler yüzünden pembedir, çimenler klorofil sayesinde yeşildir. Yani o rengi oluşturan kimyasal bir madde vardır. O maddeyi alıp ezerseniz, elinizde o renkte bir toz kalır.
Ama mavi? Mavi, doğanın kimya laboratuvarında üretmeyi reddettiği o asi çocuk.
Hayvanlar aleminde gördüğünüz o parlak mavilerin –Morpho kelebekleri, tavus kuşları– neredeyse hiçbiri pigment değildir. Onlar, ışığın bir oyunudur. Bilim insanları buna "yapısal renk" diyor.
Bunu öğrendiğimde en çok şaşırdığım örnek Morpho kelebeği oldu. O büyüleyici, elektrik mavisi kanatları biliyorsunuzdur. Eğer o kelebeğin kanatlarını bir havanın içine koyup ezerseniz, ortaya mavi bir toz çıkmaz. Çıkan toz kahverengi veya gridir. Çünkü o mavi, kanadın üzerindeki mikroskobik pulların şekliyle ilgilidir. Bu pullar ışığı öyle bir büker ki, sadece mavi dalga boyunu yansıtır. Yani aslında o kanat renksizdir; sadece ışığı bükerek gözümüze "maviymiş gibi" görünür. Bir sihirbazlık numarası değil de nedir bu?
Peki Ya Mavi Meyveler?
"Tamam hayvanları anladık, peki ya yaban mersini?" dediğinizi duyar gibiyim. Araştırmalarımın en eğlenceli kısmı, yaban mersininin bile aslında mavi olmadığını öğrendiğim andı.
Evet, yaban mersininin kabuğundaki pigment aslında koyu kırmızı/mor bir renktir. Meyvenin üzerindeki o puslu, mumsu tabaka ışığı dağıtarak bize mavi görünmesini sağlar. Eğer o puslu tabakayı parmağınızla silerseniz, altından koyu mor, neredeyse siyah bir meyve çıkar. Yani manavda bile kandırılıyoruz dostlar.
Bitkiler dünyasında da durum farklı değil. Dünyadaki çiçekli bitki türlerinin çok azı mavidir. Mavi pigment üretmek kimyasal olarak inanılmaz maliyetli ve zordur. Çoğu "mavi" çiçek aslında modifiye edilmiş mor veya kırmızıdır. Toprağın asit derecesiyle oynayarak renk değiştiren ortancaları hatırlayın. Bu kararsızlık bile mavinin doğada ne kadar "pamuk ipliğine bağlı" olduğunu gösteriyor.
Tabii her kuralın bir istisnası var. "Obrina" adı verilen bir kelebek türü, bilinen hayvanlar aleminde gerçek mavi pigmente sahip olan çok çok nadir canlılardan biri. Evrim, milyonlarca yıl içinde sadece bu kelebeğe o özel kimyasal formülü bahşetmiş. Geri kalan herkes, ışık oyunlarıyla idare etmek zorunda.
Mavinin Pahalı Tarihi ve Sanat
Doğada bu kadar nadir olması, insanlık tarihinde maviyi "zenginliğin ve kutsallığın" rengi haline getirmiş. Rönesans tablolarını düşünün. Meryem Ana neden hep mavi giyer? Ya da İnci Küpeli Kız’ın başındaki örtü neden o kadar çarpıcıdır?
Çünkü o dönemde mavi boya, altından daha pahalıydı. Afganistan'daki madenlerden çıkarılan Lapis Lazuli taşının toz haline getirilmesiyle elde edilen o derin mavi, sadece en kutsal figürler veya en zengin siparişler için kullanılırdı. Doğa bize maviyi vermediği için, biz onu icat etmek ve ona servet ödemek zorunda kaldık.

Lapis Lazuli
Ulaşılamayanın Cazibesi
Gelelim en baştaki paradoksa. Gökyüzü ve deniz neden mavi? Cevap yine fizik. Güneş ışığının atmosferdeki gazlara çarpıp saçılmasıyla oluşan bir yansıma sadece. Elinize bir bardak deniz suyu aldığınızda şeffaftır. Mavi, sadece uzaktan ve toplu haldeyken görünen bir hayalettir.
Rebecca Solnit, Kaybolma Kılavuzu kitabında şöyle der: "Mavi, arzunun rengidir çünkü o asla sahip olamayacağımız bir mesafeyi temsil eder."
Dağlar uzaktayken mavidir, ama yanına gittiğinizde o mavilik kaybolur ve bir sonraki uzak dağa geçer. Mavi, her zaman "orada" olandır, "burada" olan değil.
Doğada mavinin bu kadar nadir olması, bence ona duyduğumuz o garip çekimin temel sebebi. Elimi uzattığımda tutabildiğim bir kırmızı elma veya yeşil yaprak gibi değil o. Mavi; ışığın bir oyunu, evrimin zorlu bir tercihi ve kimyanın en büyük inatçılığı.
Bir dahaki sefere mavi bir kelebek veya kuş gördüğünüzde, ona sadece güzel bir hayvan olarak bakmayın. Doğanın, sırf ışığı bükebilmek ve bizi kandırabilmek için milyonlarca yıl uğraştığı o muazzam illüzyonun tadını çıkarın.
Yorumlar
0Yorum yapmak ve alkış bırakmak için giriş yapmalısın.
Giriş YapHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.