Hatırlıyor musunuz o Cuma akşamlarını? Okul bitmiş, ödev derdi yok, önünüzde koca bir hafta sonu var. Bilgisayarın veya konsolun güç tuşuna bastığınızda duyduğunuz o fan sesi, sadece bir makinenin çalışması değil, başka bir evrene açılan kapının gıcırtısıydı. GTA: Vice City’nin neon ışıkları veya Age of Empires’ın odun kesme sesleri arasında saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdık.
Şimdi? Şimdi muhtemelen son model bir bilgisayarınız veya dev ekranlı bir konsolunuz var. Kütüphanenizde oynamanızı bekleyen yüzlerce oyun... Ama siz, o simgeye tıkladıktan 15 dakika sonra "Sıkıldım" deyip Alt+F4 çekiyorsunuz.
Peki, ne oldu? Oyunlar mı bozuldu, yoksa biz mi değiştik? Bu sorunun cevabı sandığınızdan daha karmaşık ve biraz da hüzünlü.
Zaman-Para Paradoksu ve "Bolluk Laneti"
Çocukken denkleminiz şuydu: Bolca zaman, sıfır para. Bir oyunu alabilmek (veya o dönemki tabirle "çektirmek") için haftalarca harçlık biriktirirdiniz. O oyun kıymetliydi. Suyunu çıkarana kadar, her bir pikselini ezberleyene kadar oynardınız.
Şimdi denklemi tersine çevirdik: Paramız var, istediğimiz oyunu alabiliyoruz ama zamanımız yok. Barry Schwartz’ın "Seçim Paradoksu" (The Paradox of Choice) dediği şey tam olarak bu. Steam kütüphanenizdeki 200 oyun, sizi özgürleştirmiyor; aksine felç ediyor. Beyniniz, "Bunu oynayacağına daha iyi bir şey yapabilirsin" baskısı altında eziliyor. Seçenek artınca, tatmin azalıyor.
Dopamin Eşiği ve Gerçek Hayatın Grafikleri
Nörobilimsel açıdan bakarsak, çocuk beyni bir sünger gibidir ve ödül mekanizması (dopamin) çok daha hassastır. Bir seviye atlamak, sanal bir kılıç bulmak devasa bir haz yaratırdı.
Yetişkin beyni ise "haz toleransı" geliştirmiş durumda. Artık iş hayatında terfi almak, faturaları ödemek veya sosyal ilişkileri yönetmek gibi "gerçek" ve stresli görevlerimiz var. Beynimiz, sanal bir ejderhayı öldürmenin ödülünü, gerçek hayattaki sorunların yanında "anlamsız" olarak kodluyor. Buna literatürde "Anhedoni" (zevk alamama) deniyor ama bizim durumumuzda bu, "Dijital Anhedoni".
Artık oyuna "giremiyoruz", çünkü kafamızın arkasında hep o ses var: "Yarın sabah toplantı var.", "Bulaşıklar yıkanmadı.", "Bu oyunu oynayarak zamanını boşa mı harcıyorsun?"
Verimlilik Suçluluğu
Belki de en büyük düşmanımız bu: Verimlilik. Modern dünya bize her saniyenin "faydalı" olması gerektiğini öğretti. Dinlenirken bile podcast dinleyip "bir şeyler öğrenmeye" çalışıyoruz.
Video oyunları ise doğası gereği "amaçsızdır". Sadece eğlence içindir. Yetişkin zihnimiz, bu "amaçsızlığı" bir tehdit, bir zaman kaybı olarak görüyor. Çocukken hissettiğimiz o saf, çıkarsız oyun oynama dürtüsü (Ludic Drive), yerini suçluluk duygusuna bıraktı. O yüzden artık 100 saatlik devasa RPG oyunları (Skyrim, Witcher) gözümüzü korkutuyor; çünkü o kadar büyük bir zaman yatırımı, yetişkin dünyasında "pahalı" bir lüks.
Çözüm: Oyunla Barışmak
Peki, o eski hazzı tamamen kaybettik mi? Hayır. Sadece oyun oynama şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Artık 15 yaşındaki o çocuk gibi 10 saat aralıksız oynayamayız, bunu kabul edelim. Belki de devasa açık dünyalar yerine, bize 3-4 saatte yoğun bir hikaye anlatan bağımsız (indie) oyunlara yönelmeliyiz. Firewatch gibi, Journey gibi, Inside gibi...
Oyunlar bozulmadı, sadece biz büyüdük. Ve büyümek, bazen o ejderhayı öldürmekten vazgeçip, sadece manzaranın tadını çıkarmayı öğrenmektir. Joystick'i bırakmayın, sadece beklentinizi değiştirin.
Yorumlar
0Yorum yapmak ve alkış bırakmak için giriş yapmalısın.
Giriş YapHenüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.